Piyade Üsteğmen Doğan Erol’un Kıbrıs Günlüğü-Bölüm 2

Piyade Üsteğmen Doğan Erol’un Harekat Esnasında Tuttuğu Günlüğü

(14 Temmuz-16 Ağustos 1974)

 

15-19 TEMMUZ 1974 KIBRIS OLAYLARI

 

O Günden sonra Barış Gücü nezninde protesto edilmiş ancak alınan cevapta merminin yanlışlıkla atıldığı bildirilmiştir. Takımım bu günden sonra bir daha Takm Binasına dönmedi. Bütün faaliyetlerimizi burada sürdürdük.

Muhabereyi Çınar deresi kenarında sürdüreceğimizi bildiğimizden tedirgindim. Bu mevziler henüz muharebe etmeye yeteri iksa edilmemişti. Bölük Komutanına bu mevzilerimi hazırlamak için müracaat ettim. Barış Gücü ile ters düşülmemesi gerekiyordu. Bu nedenle müsaade edilmedi. O günlerden ne olursa olsun mevzileri hazırlamaya karar verdim. Mevzileri iksa edecek malzeme bulamadım. 19 Temmuz günü Bölük Komutanına mevzilerimi hazırlamak için Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı‘nın eski konakladığı bölgedeki barakalardan saç ve tahta sökmem gerektiğini bu maksatla bölük reo’sunu vermesinde ısrar ettim. Bölük Komutanı teklifimi kabul ederek reo’yu görevlendirdi. Ancak aldığımız malzemelerin Yunan Alayı tarafından görülmemesi için azami gayret göstermemi emretti.

Doğan Erol ve Babası

Doğan Erol

Baraka sökülmesi sırasında çıkardığı ses, araca yüklendikten sonra gizlenmesi mümkün değildi. Mevzileri her şeyi ile iksa etmeyi düşündüğümden fazlaca malzeme almıştım. Öğleden sonra araçla Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayının eski kampına 2 sefer yaparak malzemeyi taşıdım. Gün battıktan sonra malzemeleri savunacağım bölgeye yığdım. Takıma alarm vererek mevzileri kazmaya başladık. Yaptığım ateş planına göre mevzileri yeniden tanzim etti.

Akşam saat 23:30 sıralarında Bölük Komutanı habercisi geldi. Bölük ile irtibatımızın sağlanması için hemen Bölük Santralına kablo çekmemizi ve beni Bölük Komutanının çağırdığını bildirdi.

Takım Çavuşuna emir ve komutayı devrettim. Bölük Komuta yerine gittim. Bölük Komutanı aldığı bir haber üzerine Takımlara emir vermiş, ilerideki mevzileri işgal ettirmiş ve Takım Komutanlarını yanına çağırmıştı, içeri girdiğimde hiç kimse konuşmuyordu. Bölük Komutanı masasında oturuyor, Takım Komutanları birer sandalye ve tabure üzerinde oturuyorlardı. Kimsenin neşesi yoktu. Bölük Komutanı bana hitaben “Gel Doğan bir oğlun oldu” dedi. Bende “Hayırdır Komutanım” cevabını verdim.

Bu konuşmadan sonra yalnız Bölük Komutanı konuyla 20 Temmuz sabahı 3″lü bir Harekatın başlayacağını bildirdi. Radyolarımızı açık bırakmamız gerekiyordu. Görevimiz her ne olursa olsun hava indirme bölgesini savunmaktı. Bölük Komutanı emrini verdikten sonra benim kamptan getirdiğim malzemelerden artan olup olmadığını sordu. Ben verebileceğimi söyledim.

Harekat saat 05:30’da başlayacaktı. 5 saatten az zamanımız vardı. Zira alaca karanlık başlamadan işlerin bitirilmesi ve mevzi yerlerinin ifşa edilmemesi gerekiyordu.

Yaptığım kısa bir durum değerlendirmesinde mevzileri hazırlanır ancak irtibat çukurlarını hazırlayamadık. Bunun için Bölük Komutanına durumu açıkladım ve bir grayder veya bir kazıcı makineyi temin edilmesinin yararlı olabileceğini bildirdim. Astsb. Necdet UÇAK Gönyeli‘de bir grayder ve bir kazıcı makinelerinin bulunduğunu gidip getirebileceğini söyledi. Toplantıdan ayrıldıktan sonra 2. Takım Üsteğmeni Niyazi ile görüşüp mevzi için yeterli malzemeyi bulabileceği yeri tarif ettim. Birer Makineli Tüfeklerimizle aramızdaki açık bölgeyi kapatmaya karar verdik. Bu açık bölge gerisinde 60mm’lik havan kısmı mevzilenecekti. Mermisi bittikten sonra Piyade gibi savaşacaktı. Toplam 16 mermisi vardı. 3 mermi aydınlatma, 3 kudretli tahrip, 10 tahrip mermisi olduğunu hatırlıyorum.

Doğan Erol ve Takımı

Doğan Erol

Takımın bölgesine gittiğimde telli hattın çekilmesi için 1.Manga Komutanına emir verdim. Telefon hattını buğdayı biçilmiş sapları duran tarlalar arasından sererek çektik ve irtibatı sağladı. Manga Komutanlarını’da mevzilere paralel bir hat çekerek 15-10 hatlı telefonla irtibatladım. AN/PRC-6 telsizin pili bitmeye yakın olduğundan daha sonra açmak üzere kapattım. Mangalarımda telsiz yoktu. Manga Komutanlarımı topladım, mevziler bitmek üzere idi. Bir Harekat emri vermem gerekiyordu. Gündüz şartlarında atış planı için araziyi yeterince incelememiştim. Kendi kendimi toparlayıp kısa bir emir tasarladım. Manga Komutanları yanıma geldiler. Onlara ” Düşmanı bildiklerini söyledim. Emrin kalan kısmını şu şekilde verdiğimi hatırlıyorum. “Yarın saat 05:30’dan itibaren çıkartma ve indirme harekatı başlayacak, karşı taraftan ateş gelmedikçe ateş edilmeyecek, sabah gün ağarmadan mevzileri bitirin. Gizlenmesini yapın, hiç kimse gün ağarmaya başladıktan sonra mevziler bölgesinde dolaşmayacak. Üst örtülerin hepsi tamamlanmış olsun.” Mangalardaki makineli tüfeklerin ateş istikametlerini toprağa çekerek elimi işaret ederek gösterdim. Tevkif ateş hatları aynı zamanda esas atış istikametleri idi. Böylece takım önünde en az 3 ateş perdesi teşkil etmişti. Zorunlu kalmadıkça esas ateş istikametlerinin dışına ateş etmelerini söyledim. Bölük ağırlıklarının yeri belirli idi. Bölük deposu revir, aynı yerlerden istifade edilecekti.

Emrimi verirken 2.Manga Komutanı Çavuşu Duran UZLUK harp psikozuna girdi. Emrimi almadığını anladım. Sabit bakışlarla yalnız bana bakıyordu. Manga Komutanı Yardımcısı Kıdemli Makineli Tüfek nişancısını çağırdım. Emrimi onlara tekrar ettim. Çavuşun psikozdan çıkması için uyutmalarını söyledim. Takımım 2 gecedir uyumamıştı, ancak hepimizde bir enerji vardı. Hatta Harekatın başlayacağı bizi yeniden canlandırmıştı.

Gece saat 03:00 sıralarında grayder bölgeme geldi. Farlarını takmadan toprağı bıçağı ile sürünebilecek kadar yer kazması gerekiyordu. Ben yürüyerek yol gösterdim. Takımın cephesi 1 Km. kadardır. Grayderler bu mesafeyi ancak bir gidip gelerek bir kişinin yattığı zaman kendisini direk atışlardan koruyabilecek kadar yer açtık. İşim bittiğinde gün ağarmak üzere idi. Mevzilerin üstleri örtülmüş ve saman çöplerinden gizlemesi yapılmış. Takım mevzilerine girmişti ancak Takım Komutanına yerini hazırlamak için zamanım olmamıştı.

Takım personeli Harekatın başlayacağı konusundaki ciddiyeti henüz anlamamıştı. Bunun en güzel delili Takım Komutanı Çavuşu ile aramda geçen şu konuşma idi.  “Komutanım Takım Komuta yerini şu saman balyalarından hazırlayayım mı? Olur mu hiç atılan mermilerden saman balyaları yanarsa toprağa girmeden kül olur diri diri yanarız” dedim. En uygun yer olarak 2. Manga Makineli Tüfek mevzi olduğuna karar verdik ve nişancı Piyade Er İbrahim‘in mevziine sığındık, mevzi içerisinde ayakta durmak mümkün değildi. Dik olarak rahat oturabiliyordum. Benden kısa olan Makineli Tüfek Nişancısı Yardımcısı ancak başını eğerek ayakta durabiliyordu.

Gün aydınlaşmış güneş doğmuştu. Radyodan zamanın Başbakanı Bülent ECEVİT‘in mesajları duyuluyordu. Bu haber de memleketimize ve milletimize hayırlı olması temenni ediliyordu. Artık işin ciddiyeti ortadaydı ama hiçbir ses duyulmuyordu. Artık işin ciddiyeti ortadaydı ama hiçbir ses duyulmuyordu. Heyecanlı idim, sabahın serinliği 2 gecedir uykusuzluk beni etkilemiş zaman zaman içim titriyordu. Titrememe bir çare bulamadım. Makaslı dürbünle Yunan Alayını gözetliyordum. Yunan Alayında her günkü gibi ayakta dolaşanlar ve kilise istikametinde alt taraflarda bir iki araç bir şeyler taşıyordu. Gayri tabii bir şey yoktu. Gözetleme neticesini Bölük Komutanı Piyade Yüzbaşı Önder ESİN‘e bildiriyordum.

Saat sanıyorum 07:30 sıraları idi. Batıdan Lefkoşa Hava Alanına doğru bizim nakliye uçaklarını gördüm. İlk anda sayamayacağım kadar çoktu. Heyecan, sevinç ve uykusuzluk birleşti. Boğazıma bir şey düğümlendi acı veriyordu. Gözlerim dolu idi. Konuşurken çenemin titrediğini hissediyordum. Uçaklar Lefkoşa Hava Alanı istikametinden Yerelakko (alayköy) Gönyeli istikametine döndüler. Bu arada Yunan Alayını gözetledim. Onlarda şaşkınlık içindeydiler. Dürbünle gelen uçakları seyrediyorlardı. 18 Temmuz alaca karanlık sonunda Yunanlıların Lefkoşa Hava Alanına inen 12’den fazla (12 kadar olduğunu ben saymıştım ve daha da gelen uçak olduğunu görmüştüm.) Ağır nakliye uçağını tespit etmiş ve Bölüğe bildirmiştim. Sanıyorum bizim uçakları teşhis etmeye çalışıyorlar kendi uçakları olabileceğini sanıyorlardı. İlk partide atlayan paraşütçüler Gönyeli girişini bir bayram yerine çevirmişlerdi. Saat 09:00 sıralarında Yunan Alayı bölgesinde kimse kalmadı. Herkes mevzilerine girmişlerdi. Takımımda olayları heyecanla izliyorlardı. Sevince boğulmuşlardı. Bu tarifi mümkün olmayan bir duygu, bir heyecandı. Birden çevremizden top ve havan mermileri patlamaya başladı. Daha çok geri bölgemizde patlamalar oluyordu. Cephemizde bir hareket yoktu. Atılan mermilerden takımın mevzileri gerisindeki tarla yanmaya başladı. Buğday sapı balyalarının alevi göklere yükseliyordu. Tarlanın yanmasıyla Takımla Bölük arasındaki telefon kabloları yandı. Bölükle irtibatım kesildi. Telsizi Açtım Bölükten cevap alamıyordum. Dinlemede kaldım.

Doğan Erol

Bu durum alaca karanlığa kadar devam etti. Alacakaranlığın başladığı sıralarda cephemde doğudan batıya bir bölükten fazla askerin yayılmış olarak ilerlediğini gördüm. Yanımdaki Erler ateş etmek istediler mani oldum. Hedef daha uzaktı. 400 m. kadar mesafede idiler. Bu arada 3’üncü Mangadan birisi makineli tüfek ile ateş açtı ve hedefler kayboldu. Ama makineli tüfek sürekli ateş ediyordu, mevzi benden uzaktaydı. İrtibatım yoktu. Bağırdım duyuramadım. Silah tutukluluk yapıncaya kadar (A-6 Mk.Tf.) ateş devam etti. Hava tamamen kararmıştı. Makineli tüfekler darbeler halinde verdiğim istikametlerde ateş ediyorlardı. Bu ne kadar devam etti bilmiyorum, hedef görülmüyordu. Önümüzdeki tarlanın yanmasını istemiyordum.Mevzilerin hepsi ifşa olacaktı. Namlu ağız alevlerine karşı ateşi kesmemeleri için emir verdim. Bir ara dere içinden bağırmalar duyuldu. Bir bir kalabalığın boğuk çıkan sesleriydi. Sonra sesler kesildi. Artık ateş yoğunluğu kalmamıştı. Benim bulunduğum mevzideki Makineli Tüfek kovan kesti. Namluyu değiştirmek gerekiyordu. Tüfeği sökmek için tornavida yoktu. Işık yapamazdık. Namlu sıcaktı, eldiven yoktu Er İbrahim tırnak makası ile tüfeği söktü, namlu el sürülmeyecek kadar sıcaktı. Ben mataramdaki su ile namluyu soğutmak istedim. Kesik kovan çıkaracağım olmadığı için ve namlu aniden soğuduğu için kesik kovan içerisine kaynamıştı. Namlunun hemen değiştirilip ateş edilmesi gerekiyordu. Yunanlılar dere içinde, mevzilerimize mesafesi kimi yerde 30, kimi yerde 80 m. kadardı. Diğer Makineli Tüfeklerde ateş etmiyorlardı. Bu kadar kısa mesafeyi bir nefeste geçebilirler ve mevziilerimin arkasına geçtikten sonra takımımı imha edebilirlerdi. Geri emniyetim yoktu ve bütün mevziler önlerinde bir hedef görmek için dikkatlerini cepheye vermişlerdi. Biz orada namluyu yerine taktık, feyyür ayarını el yardımı ile yaptık ve silahı taktık bu sefer tırnak makası yere düşmüştü. Yerine getiren yayı ve V mili açılmadan Makineli Tüfekler çalışmazdı. El yordamı ile yeri araştırmaya başladık, yerde sırt çantaları vardı. Acele ettikçe terslikler çıkıyordu. Nişancı tırnak makasını yere değil mevzi üzerine koyduğunu hatırladı. Silah takılmıştı. Ateş etmeye başladık. Bir müddet Yunan tarafından bir Makineli Tüfek ateş ediyor ve biz cephede gelen Makineli Tüfekle ateş cevabına karşılık veriyordu sanıyorum hala mevzilerdemiyiz diye yokluyorlardı. Bende nişancıya ” Cevap ver” komutunu veriyordum. Bu arada bir mermi mevzi önüne düştü. Otların yanmaması gerektiği için nişancıyı dışarıya çıkarttım, yerde yuvarlanarak yanan otları söndürdü. Bende orada Takım Çavuşumla beraber mevzii dışına çıktık. İrtibat çukuruna yatarak dürbünle bakıp hedef tespit etmeye başladık. Namlu ağız alevinden hedefleri tesbit ediyor Makineli Tüfeklere bildiriyorduk. Cesaretli bir Yunan Eri sürünere mevzi gerisine dolaşsa takımın başından başlayıp sonuna kadar tek tek bütün mevzilerdeki personelimi imha edebilirdi. Bizim makineli tüfeğin yerini tespit ettiler. Olanca ateş üzerimize geldi. Takım Çavuşum dizinden ve elinden ağır yaralandı. Ben kendimi mevziye zor attım. Beni birazda önümdeki EE-8 telefonu korumuştu. Takım Çavuşu irtibat çukurunda inliyordu, şoka girmişti. Kısa bir müddet içinde teskin ettim mevziye çıktım. Karadenizli Onbaşı Ahmet YAYLAK‘ı çağırdım. Onu sırtına aldı. O kadar ateş arasında Çavuşu geriye götürmüştü ve revire bırakmıştı. Takımda Su sıkıntısı vardı.
Doğan Erol

Doğan Erol

Gelirken bir bidon su getirmişti. Ortalık birden aydınlandı. Bir aydınlatma mermisi atılmıştı. Kimin attığını kestirememiştim. Ama dere üzerini aydınlatıyordu. Artık hedefimizi görüyorduk. Ancak 5 tank arasındaki Piyadelerle dereye yaklaşıyor Piyadesini dereye bıraktıktan sonra geriye dönüyor yenisini dereye taşıyordu. Tanklarla takviyeli bölükte fazla kuvvet vardı. Karşımdan dereye çıkarlarsa imha olabilirdim. Geri ileri irtibatım yoktu. Tanksavar silahı olarak 5 adet lav silahım vardı ve geçen gece verilmiş nasıl kullanılacağını bir kere göstermiştim. Ben de silahı fazla tanımıyordum. 3 law’ı Manga Komutanlarına 2 law’ı yanıma almıştım. Bir tanesini ateşledim. İsabetli olmadı bu arada aydınlatma bitmişti. Ama Makineli Tüfekler karanlıkta tanklara çarpıp seken izli fişeklerden hedefleri buluyorlardı ve tanklara sürekli ateş ediyorlardı. Artık tanklara ateş ederek yerlerini karanlıkta bulmaları nişancılara haz veriyordu. Ama bu kadar kuvvet karşısında ne yapacağımı bilmiyordum. Okuduğum bütün talimatlar kafamdan geçti. Kararsız ve endişeli idim. Bir haberci ile yardım istemeye karar verdim. Onbaşı Ahmet YAYLAK‘ı tekrar Bölük Komutanının arama yerine gönderdim. Çok geçmeden 1 Manga ile geldiler. Makineli Tüfekleri irtibat çukuruna yerleştirdim. Geri ile irtibat kurduğum içinde güvenim artmıştı.

Artık gün ağarmaya başlamıştı. Hedefler az çok seçilebiliyordu. Tanklar hareketsiz duruyordu. Bir kaç Yunan yerde yatıyordu. Önce mevzilenmiş sandım. Ama hareket yoktu. Hava iyice aydınlandığında ateşi kestirdim. Sadece ara ara infilak eden tüp ve havan mermilerinin sesi işitiliyordu. 1. Manga Komutanı Çınar deresi içerisine gönderdim. Yanına iki kişi alarak dereye indi. Kimse kalmamıştı. Bende dereye gittim. 20’den fazla çelik başlık teçhizat, mermi kutuları 6 Makineli Tüfek , 4 M3A5 otomatik tabanca bir Astsb. Cesedi 2 Er cesedi vardı. Silahlarını kimliklerini aldık mevzilerimize döndük. Belgeleri Bölük Komutanına gönderdim. Devamını Okumak İçin Tıklayınız.

 

Paylaş

Piyade Üsteğmen Doğan Erol’un Kıbrıs Günlüğü-Bölüm 2 (1 Yorum)

Yorum Yaz

  1. Burak İlişikli dedi ki:

    Ömer Bey Kıbrıs Barış Harekatına başka bir bakış açısı ve bilinmeyen yönleriyle başarılı bir çalışma ortaya koymuşsunuz.Müteakip çalışmalarını merakla bekleyeceğim.